Mozaikleri sever misiniz?
Ben severim.
Belki de kusursuz olmadıkları için severim onları. Çünkü bir mozaik, tek parça bir güzelliğin değil; kırılmış, dağılmış, parçalanmış birçok küçük parçanın yeniden bir araya geliş hikâyesidir.
Binlerce yıldır insanlar taşları, camları ve seramikleri kırıp yan yana getirerek eşsiz eserler yaratıyor. Yakından bakınca yalnızca birbirinden farklı parçalar görüyoruz. Bazısı büyük, bazısı küçük, bazısı pürüzlü, bazısı eksik...
Ama birkaç adım geri çekilince ortaya çıkan manzara nefes kesici...
Hayat da biraz böyle değil mi?
Çocuklukta yaşanan hayal kırıklıkları, dostluklardan kalan izler, yarım kalmış aşklar, vazgeçmek zorunda kaldığımız hayaller, verdiğimiz mücadeleler...
Her biri bizden bir parçayı kırıp alır.
Bazen dönüp hayatımıza baktığımızda, "Neden bu kadar çok kırıldım?" diye düşünürüz.
Oysa belki de yanlış yerden bakıyoruzdur.
Çünkü mozaik sanatında değerli olan şey, parçaların hiç kırılmamış olması değil, o kırık parçaların bir anlam oluşturacak şekilde yeniden bir araya gelebilmesidir.
Hayatımızdaki her kırılma bizi eksiltmez.
Bazıları bize sabrı öğretir.
Bazıları sınır çizmeyi.
Bazıları kim olduğumuzu.
Bazıları ise kim olmadığımızı...
O anlarda yaşadığımız acılar, yıllar sonra dönüp baktığımızda karakterimizin en belirgin renklerine dönüşür.
Tıpkı bir mozaiğin içindeki renkler gibi.
Hayatın en güzel tarafı da burada saklıdır.
Yakından bakınca yalnızca çatlaklar görürüz. Uzaktan bakınca ise ortaya çıkan resmi...
Ve belki de mesele hiç kırılmamak değildir. Mesele, kırılan parçalarımızla birlikte hâlâ güzel bir bütün oluşturabilmektir.
Bugün yaptığım işlerde de bunu sık sık düşünüyorum.
Bir tasarımın, bir objenin ya da bir sanat eserinin değeri yalnızca kusursuzluğunda değildir. Ona ruhunu veren şey, hikâyesidir.
İnsan da böyle işte...
Yaşadıklarıyla şekillenir.
Kırıldıklarıyla derinleşir.
İyileştikleriyle güzelleşir.
Belki hayatımızın mozaiğine çok yakından baktığımız için yalnızca çatlakları görüyoruz.
Oysa biraz geri çekilip bütüne baksak, ortaya çıkan resimle gurur duyarız.
Çünkü bazen hayatın en etkileyici eserleri, en çok kırılmış parçalardan yapılır.
Hayat bize hiçbir zaman kırılmayacağımızın sözünü vermez. Ama kırılan parçalarımızla da güzel bir bütün olabileceğimizi fısıldar. Duyabilene... Duymak isteyene...