Beton…
Çoğu insan için gri, sert ve ruhsuz bir yapı malzemesi. Şehirlerin içinde kaybolmuş, duvarlara sıkışmış bir şey gibi. Ama benim için beton, dokunulduğunda şekil alan, sabırla işlendiğinde ruh kazanan bir ifade biçimi.
Betonun kalıba döküldüğü an aslında sadece bir başlangıç. Çünkü beton, ona nasıl yaklaştığınıza göre değişir. Serttir ama kırılgandır, güçlüdür ama narinleşebilir. Ve belki de en güzeli, her zaman sürprizlidir. Şimdi diyeceksiniz ki " Gülşah ne abarttın, alt tarafı beton, dök geç, ne hikayesi olabilir ki? Bu kadar duygusallığa ne gerek var?" Haydi gelin size anlatayım o zaman...
Son yıllarda yaşam alanlarımızda daha sade, daha karakterli objelere yöneliyoruz. Fazlalıklardan arınmış, ama varlığıyla kendini hissettiren parçalar… İşte beton da tam burada devreye giriyor.
Minimal, modern ve biraz da endüstriyel bir estetik…
Ama aynı zamanda sıcak bir dokunuşla birleştiğinde bambaşka bir hikâye anlatıyor.
Bir mumluk, bir saksı ya da dekoratif bir obje… Beton, bulunduğu ortama sadece bir obje olarak değil, bir duruş bir tavır olarak giriyor.
Benim için betonla çalışmanın en güzel tarafı, hiçbir şeyin tamamen kontrolüm altında olmaması. Aynı kalıptan çıkan iki parça bile asla birebir aynı olmuyor. Kimi zaman küçük bir hava kabarcığı, ki biz buna Kuş Gözü diyoruz, kimi zaman yüzeyde oluşan ince bir doku, yani rötre … Hepsi o parçanın karakteri haline geliyor. Seri üretim kusursuz olabilir ama el yapımı olan şeyler hikâye taşır. Ve ben her parçada o hikâyeyi biraz daha görünür kılmaya çalışıyorum.
Betonun en sevdiğim taraflarından biri de bulunduğu ortama denge katması. Ahşapla birleştiğinde sıcaklaşır, metal ile bir araya geldiğinde modernleşir, cam ile birleştiğinde sadeleşir, bitkilerle buluştuğunda ise yumuşar. Bohem bir evde de kendine yer bulur, minimalist bir alanda da. Çünkü aslında beton, uyum sağlamayı bilen ama karakterinden ödün vermeyen bir malzemedir, omurgalıdır yani :) Bir duruşu vardır.
Belki de bu yüzden yaptığım her parçada aynı şeyi hedefliyorum:
Betonun en güzel halini ortaya çıkarmayı...
Üretmek…
Ellerinle, ruhunla bir şeye hayat vermek, sabretmek, beklemek ve sonunda ortaya çıkan o “kendine ait” hissi görmek… Betonla çalışırken aslında sadece bir obje yapmıyorum. Bir duyguyu, bir anı, bazen de sadece içimden geçen bir hissi somutlaştırıyorum. Belki de mesele betonun ne olduğu değildir, ona nasıl baktığımız ve ne anlam yüklediğimizdir...
Gülşah Oymak,
Atölye Betoniche Kurucusu
25.04.2026